Yüzyıllardır akmaya devam eden Beykoz Su Sarayı

Yüzyıllardır akmaya devam eden Beykoz Su Sarayı

İstanbul'un değil dünyanın nadide mimari eserlerinden biri olan ve 5 asrı aşkın süredir akmaya devam eden Beykoz'daki Su Sarayı. İstanbul'da barajların tehlike sinyali verdiği günlerde Habertürk Editörü Mehmet Şimşek'in Güzergâh'ı,

İstanbul'un değil dünyanın nadide mimari eserlerinden biri olan ve 5 asrı aşkın süredir akmaya devam eden Beykoz'daki Su Sarayı.

İstanbul'da barajların tehlike sinyali verdiği günlerde Habertürk Editörü Mehmet Şimşek'in Güzergâh'ı, sadece İstanbul'un değil dünyanın nadide mimari eserlerinden biri olan ve 5 asrı aşkın süredir akmaya devam eden Beykoz'daki Su Sarayı oldu.

İSKİ tarafından 13 Aralık 2019 tarihli son paylaşım İstanbul’a verilen günlük su miktarının 2 milyon 762 bin 974 metreküp olduğunu ortaya koydu. İstanbul’un içme ve kullanma ihtiyacının sağlandığı barajların toplam depolama kapasitesi 868 bin 683 milyon metreküp. Yüzde 35,14’lük bir doluluk oranı bir diğer ifadeyle İstanbul’un barajlarında 305 milyon metreküp su bulunduğu anlamına geliyor. Elbette ki, İstanbul su tüketimi yalnızca barajlardan karşılamıyor. Melen ve Yeşilçay regülatörleri de su kaynakları arasında… Bu tablo bize kış mevsiminin kurak geçmesi durumunda İstanbul’un olası bir su sorunuyla karşılaşacağını gösteriyor.

BEYKOZ’DA BİR SU SARAYI

Geçmiş zamanlarda İstanbul yeraltı kaynaklarıyla adeta bir ‘sular şehri’ydi.... Ben de bu hafta Güzergâh’ın rotasını sanat tarihçisi Prof. Dr. Semavi Eyice’nin ‘Dünyanın sayılı mimari eserlerinden biri’ olarak tanımladığı Beykoz’daki İshak Ağa Çeşmesi’ne çevirdim. Halk arasında söylenegelen ismiyle On Çeşmeler’e…

Beykozluların ‘bir kez suyunu içen buradan ayrılamaz’ dediği Onçeşmeler ilçe merkezinin tam göbeğinde yer alıyor. Ancak çeşmeye gelmeden önce şu notu düşmek isterim. 500 sene önce 100 bini bulmayan İstanbul nüfusu bugün tam 15 milyonu aştı yani geçen yıllar içinde 150 kat arttı. Hal böyleyken elbette dünyanın kalbi İstanbul’a bu çeşmeler belki bugün derman olmaz ama geçmişte dolup taşardı.

Şimdi haberimize bakalım...

SEMT KÜLTÜRÜNÜ YAŞATAN BELDE

Şansımıza güneşli bir İstanbul gününde bu anıtsal çeşmenin yanına gittik. Etraf cıvıl cıvıl. Boğazdan yeni tutulmuş balıklar balıkçı tezgâhında müşterilerin iştahını kabartıyor.  Beykoz’un adeta biblo gibi olan tarihi mescidinin minaresinden yükselen ezan sesleriyle mütedeyyin insanlar adımlarını sıklaştırıyor.  Esnaf birbiriyle şakalaşıyor, hemen ötede bulunan bir GSM şirketine gelen müşteri beklentisinin karşılanmadığı gerekçesiyle bağırıp çağırıyor. Semt şairi Genco yanımıza usul adımlarla yaklaşarak "Çeşmeyi çekip de ne yapacaksınız, asıl kedileri çekin" diye bize takılıyor. Ayakkabı boyacısının gözü cilaladığı kunduralarda kulağı ise benim kameraya anlattıklarımda... Beykoz bu haliyle İstanbul’da kaybolmaya yüz tutmuş tam bir semt kültürünü yaşatan nadir beldelerden biri. 



HAZİREDEN ANITSAL ÇEŞMEYE

Osmanlı seyyah, şair ve tarihçisi Eremya Çelebi Kömürcüyan, büyük olasılıklı  bu çeşmenin yerine işaret ederek iskelenin yanında yerden fışkıran su ile Rumca kitâbeli eski bir su haznesi gördüğünü kaydediyor. Yapının hazineden çeşmeye dönmesi için Kanuni Sultan Süleyman dönemini beklemesi gerekecektir.  Kaynaklar Kanuni Sultan Süleyman ve II. Selim’in has odabaşlarından Behruz Ağa’nın yaptırdığı küçük çeşmenin üzerinin kubbeyle örtüldüğünü yazıyor. Tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı, Mimar Sinan’a daha önce cami, mektep, çarşı ve çeşme gibi eserler inşa ettiren Behruz Ağa’nın Beykoz’daki çeşmeyi de ona yaptırmış olabileceğini iddia etse de Sinan’la ilgili yazılan tezkireler bu çeşmenin isminin geçmiyor olması bu bilgiye karşı mesafeli durmamız gerektiğini söylüyor. 

HALK SUSUZLUKTAN ŞİKAYET EDİNCE…

Onçeşmeler’in tarih sahnesine çıkması için 18. Yılı beklemesi gerekecektir.  Dönemin padişahı I. Mahmud, Beykoz’un kuzey batı yönünde bulunan Tokat Kasrı’nı yeniletirken halkın susuzluktan şikayet etmesi üzerine çeşmenin onarımı için Sadrazam Seyyid Hasan Paşa’yı görevlendirir. Ne var ki, bundan kısa bir süre sonra Hasan Paşa görevden azledilerek sürgüne gönderilmiştir. Hâl böyle olunca bu görev Gümrük Emini İshak Ağa’ya verilir. İşte ünlü çeşme asıl hüviyetine bu tarihte kavuşacaktır. Çeşmenin onarımı 1746 tarihinde bitirilir, yeni çehresine kavuşur. Günümüzde mevcut olan kitâbede ise İshak Ağa’nın adı yaşatılmaktadır. Celî sülüs hatla tek satır halinde yazılan kitâbenin hattatı ise bilinmiyor. 

EĞİTİMDEN ÜRETİME KATKI SUNDU

Çeşmenin mimarisinde döneminde ruhuna uygun olarak barok özellikler görülüyor. Çeşme 3 sıra halinde 8 mermer sütunla, sivri kemerlerin taşıdığı geniş saçaklı bir çatı altında bulunuyor. Eni 6, boyu 8 metre olan yapının yüksekliği 4 metre. Çeşmenin ön kısmı yol seviyesinden aşağıda olduğu için mermer zemine yine mermer basamaklarla inilebiliyor. Behruz Ağa  zamanında yapılan çeşme üst kısmında Ahmed Ağa tarafından yaptırılan iki odalı ahşap mektebiyle eğitime katkı sunmuş. 
Çeşmenin iki işlevinin daha olduğunu öğrenince Belçikalı sürrealist ressam René Magritte'in "Bu bir pipo değildir" sözünü hatırlıyoruz.

Şöyle ki: 

YANGINLARDAN FABRİKALARA

Etrafta yangın olduğu zaman çeşmenin ortasından geçen tahliye kanalı kapatılıyor ve böylece kendiliğinden bir su havuzu oluşuyor. İtfaiye ekibi de kolaylıklar buradaki suyu hortumla çekerek yangın mahalline gidiyor. İkinci duyduğumuz nokta ise daha da ilginç. Türkiye sanayileşmenin önde gelen kuruluşlarından TEKEL İspirto ve İçki Fabrikası ile Beykoz Deri Kundura Fabrikası bir dönem su ihtiyacını buradan karşılamıştı.  Çeşmeden akan sular tahliye kanalıyla yolun karşısında bulunan su iskelesine aktarılıyordu. Buradaki pompalama istasyonu marifeti ile teknelere aktarılarak fabrikalara ulaştırıldı.  Ayrıca köyden ürünlerini pazarda satmak için getiren kadınlar taşıdıkları sütün kesilmemesi için Onçeşmeler’in buz gibi suyuna güğümlerini bırakıyorlardı. Aynı şekilde denizciler Karadeniz'e açılmadan buraya uğruyor ve su stoklarını çeşmeden karşılıyordu. Bunaltıcı yaz sıcaklarında çeşmenin çevresine masalar atılıyor, kahveler yudumlanırken nargileler fokurdatılıyordu. 

AYVERDİ YENİDEN HAYAT VERDİ

İshak Ağa Çeşmesi’nin başta tavanı olmak üzere, saçak altı ve kemerleri kalem işleriyle süslendi.  Bej renkte bir zemin üzerine yeşil ve kırmızının hâkim olduğu bitkisel kompozisyonlar yapıldı ve panolar kırmızı renkte dar bordürlerle sınırlandırıldı.  Klasik üslupta yapılmış orijinal süslemeler zamanla tahrip oldu. Mimar Ekrem Hakkı Ayverdi gözetiminde o zamanki ismi Sular İdaresi’nin olan İSKİ’nin yaptırdığı sonraki tamiratta  bugün görülen süslemeler ortaya çıkarılarak restorasyonları gerçekleştirildi.

ŞİKAYETTEN HALK İSYANINA

Yazının başında Beykozluların susuzluk şikayetiyle çeşmenin ortaya çıkarıldığını yazmıştım. On çeşmelerin kaderinde halkın belirleyici olduğunu söylemek mümkün. İşte size çarpıcı bir örnek. 
1950’li yıllarda su şebekesi kurularak evlere su verilmesi gündeme gelir.  Fısıltı gazetesi 9 sütuna manşette gecikmez: Güya güzelim Onçeşmeler yıkılacak ve buradaki su evlere tahsis edilecektir.  Dönemin Sular İdaresi Beykoz’a etüd yapmak için mühendis, teknisyen ve işçilerden oluşan bir grup gönderir. Olayın Beykoz’da duyulmasıyla bir hareketlilik başlar. Başta esnaf olmak üzere halk Beykoz meydanına koşar ve görevlilerin üzerine yürür.  Bereket versin ki, Beykoz’un işbilir muhtarı Nihat devreye girer ve  dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a giderek iş tatlıya bağlanır. 

YAKIN ZAMANDA KURUMUŞTU

Onçeşmeler yakın zamanlarda yapılan bir altyapı çalışmasıyla büyük bir riskle karşı karşıya kaldı.  Çeşmeye su veren yeraltı kaynağı kazılar sebebiyle yörüngesini değiştirince çeşmeye su gelmemeye başladı. Bu durum uzun bir süre aldı.. Çeşmeye duyarlı olan semt halkı duruma tepki gösterdi. Yetkili kurumların çalışmasıyla çeşme eski günlerine kavuştu ve su akmaya başladı. Geçmişte ab-ı hayat kaynaklarında biri olan Onçeşmeler, günümüzde de ziyaretçilerini serinletmeye devam ediyor…

ADINA ŞİİR BİLE YAZILMIŞTI

İshak Ağa Çeşmesi ile ilgili en meşhur şiir ünlü şair Faruk Nafiz Çamlıbel'e aittir.

Faruk Nafiz Onçeşmeler'i şöyle anlatır;

İshak Ağa Çeşmesi

Nasıl her gün yayarsa davarını bir çoban,
Sürükler düşüncemi sükundan tevekküle
Sekiz mermer direğe dayanmış bir şadırvan,
Bilek kalınlığında su akıtan on lüle...
Uzanır ezan vakti musluğa doğru yüzler,
içinde bir mum yanan kağıt fenerden sarı;
Ve her gelen sükuta ayrı bir sükut ekler,
Ve çağlar her tarafta Akif'in mısraları...
Bu yerde meyvalaşır uzletin baygın tadı,
Ve bir tas şarap olur bir yudum su bu yerde.
Kurnada ak köpükler bir güvercin kanadı,
Kumrunun dem çekişi, dönen sesler kemerde...
Gönlüm yaşar içinde sonu yok bir masalın,
Derim, mutlak bir pınar perisidir gördüğüm:
Çıplak ayaklarında tahtadan birer nalın,
Kollarında boyundan daha yüksek bir güğüm...
On lüleden fışkırıp mermeri oyan sular,
Asırlarca Kerem'in Aslı'yle dertleşmesi.
Mermer bir kalp önünde su kesilmis duygular.
Bir gönül destanıdır İshak Ağa Çesmesi!...

YORUMLAR...