Bazı milletlerin her hali baştan aşağı ŞEREFTİR!

Beş çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğuydu. Zaten her mevsim soğuk ve ne yazık ki ezelden talihsiz olan bir coğrafyanın, en soğuk gecelerinden birinde, Şubat ayının 25' ini 26'sına bağlayan gece de çıktılar yola. Babası, abisi ve kendi bir kafilede; annesi, diğer kardeşleri, ablası, eniştesi ve yeğenleri diğer kafilede... Kendilerince ve umutsuzca bir tedbirdir; alınan. Umutsuz ama yola çıkmaya mecbur... Yolun nerede biteceğini hepsi az çok bilmekte, ama doğup büyüdükleri yerde kalmak artık imkansız halde! Gecenin ayazında önce Gargar Nehri'nden, bunu başarırlarsa ardından karanlık ormandan geçecekler ve umud olunur ki daha güvende olacakları Ağdam'a varacaklar.

Umud olunur ki, Ağdam'a varacaklar...

Halkın elinden on gün önce tüm silahları toplanmıştır. Abisi polis olduğu için sadece onun bir tabancası vardır. Ormana henüz girmişlerdir. Uzaktan ermeni askerlerinin seslerini duyarlar. Son aslında bellidir. Ama zaten o günlerde ölmek bile imrenilen bir şeydir! Esir demek, hele de kadın bir esir demek ne anlama gelmekte hepsi bilmektedir.

Üçü birden dururlar. Korku, dehşet adeta cisme bürünmüş yanlarında kol gezmekte. İlk konuşan abidir. "Diz çök" der kardeşine. "Diz çök ama yüzünü diğer yana dön, gözlerine bakamam..." Kız kardeşini esir vermektense kendi elleriyle öldürmeye razı ettiren milletin adıdır; ermeni!

Hamile kadınların karınlarındaki bebeklerin cinsiyeti üzerine bahse girip, kazananı kestikleri karınlardan çıkardıkları bebeklerle belirleyen haysiyetsiz milletin adıdır; ermeni!

Onlarca yıl hafızalardan silinmeyecek işkenceleri akıl edip yapabilen aşağılık milletin adıdır; ermeni! Ve dahi ne kadar kavram varsa insanlıktan nasibini alamamış, tümünün eş anlamlısıdır; ermeni!

.....

Baba yüreği bu, son ümide tutunur. Dur oğul der. "Silahı ver kardeşine. O kaçsın. Biz geride kalıp 'önce ölelim' . (Bu cümleyi lütfen bir kez daha okuyun.) Olur da yetişirlerse kızım sana, öldür kendini. Allah katında elbet bu intihar değildir, Rabbim seni affedecektir..."

Bir baba, oğlu ve kızı... Hıçkırarak ağlarken sarılır helalleşirler. Sonrasında o geceyi anlatırken "son kez sarıldığımızı biliyorduk” diyecektir. Abisinin elinden silahı alır ve koşmaya başlar.

Abi ve baba...

Bazı coğrafyalarda ömür çok daha kısa...

Koşarken bir patlama, bir uğultu... Her yer kararır. Kim bilir nice zaman sonra göz kapaklarını ağır ağır aralar. Yüzüstü yattığı yerde ilk gördüğü şey az ilerisinde yatmakta olan başının bir kısmı olmayan bir askerdir. Allah kim bilir hangi ibrete vesile kılmak istemektedir ki bu başının yarısı olmayan asker kendinde ve gözleri açıktır. Göz göze gelirler, o an bir şehidin son nefesi şuna sarfedilir; ölmüş gibi...

Bazı milletlerin her hali baştan aşağı ŞEREFTİR!

Öyle yapar, ölmüş gibi... Cesetleri toplar teslim eder melun milletin askerleri. Öldü zannedilerek teslim edilir halkına. Haftalarca tedavi görür. Vücudunda kalan şarapnel parçaları yüzünden defalarca zehirlenir. Nihayet sonra, Bakü'deki Türk Büyükelçiliği onu alır, İstanbul' a getirir. Aylarca sürer tedavisi. Kalan ömrü İstanbul'da, son nefesi İstanbul'da, kalbi ve dahi bütün sevdikleri Azerbaycan'da toprak altında...

"Bu gerçek ve yaşanmış bir olaydır."

Tırnak içerisindeki cümle kurtulabileceğiniz bir cümle değildir. Anlattığım olay 26.Şubat.1992 tarihinde Xocalı' da yaşanan vahşetin en sade, en hafifletilmiş halidir. Söz konusu aşağılık milletin benzerini defalarca yaptığı katliamlardan sadece biridir. Sadece o gece yüzlerce sivil katledilmiştir.

.......

Türk Milleti, kanımca yeryüzündeki en şerefli millettir. Kendi gibi şerefli bir millet olan Azerbaycan Türk'leri ile ezelden ebede kardeştir.

Olur da içimizden bahsi geçen vahşetin sahiplerine sahip çıkacak kansız çıkarsa; adı üzerinde kansızdır, bizden değildir.

Facebook yorumları

Yorum Yaz

Dikkat: Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan sadece yazan sorumludur. Sitemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.