Enflasyon ve faizde çapa etkisi

Çapa etkisi, karar verirken sunulan ilk bilgi parçasına (çapa) çok fazla güvenmeye yönelik ortak insan eğilimini tanımlayan bilişsel bir önyargıdır.

Karar verme sırasında, çapalama, bireyler sonraki yargılarda bulunmak için bir ilk bilgi parçasını kullandıklarında gerçekleşir. Bir çapa ayarlandıktan sonra, o çapadan uzaklaşarak başka kararlar verilir ve çapanın etrafındaki diğer bilgileri yorumlamaya yönelik bir önyargı vardır.

Nobel ödüllü Kahneman ve Tversky, muhakeme ve karar verme üzerine bir dizi ufuk açıcı makale yayınladılar ve bu da onların “beklenti teorilerine” yol açtı.

Tversky ve Kahneman, rastgele sayıların bile katılımcıların yanlış tahminler yapmasına yol açabileceğini buldu.

Bir örnekte, katılımcılar 0 ile 100 arasında bir sayı seçmek için bir çarkı döndürdüler. Daha sonra gönüllülerden BM’de kaç Afrika ülkesi olduğu sorusu yöneltildi. Yüksek bir sayı döndürenler daha yüksek, düşük bir sayı döndürenler daha düşük tahminler verdi. Her durumda, katılımcılar kararlarını temel almak için bu ilk numarayı bağlantı noktası olarak kullanıyorlardı.

Amos Tversky ve Daniel Kahneman bunu; “İnsanlar, nihai cevabı verecek şekilde ayarlanan bir başlangıç değerinden yola çıkarak tahminlerde bulunurlar” diye açıklıyor. Devamında, “Başlangıç değeri veya başlangıç noktası, sorunun formülasyonu tarafından önerilebilir veya kısmi bir hesaplamanın sonucu olabilir. Her iki durumda da, ayarlamalar tipik olarak yetersizdir. Yani, farklı başlangıç noktaları farklı tahminler verir, bu da başlangıç değerlerine karşı önyargılıdır.”

Sonuç olarak insanlar kararlarını rasyonel olarak verseydiler her iki tahminci grup arasında bir fark olmazdı. Demek ki verilen her kararın rasyonel olduğunu söylemek mümkün değildir. Çevremizin, okuduklarımızın, bize empoze edilenlerin neticesinde karar alıyoruz.

Enflasyon ve faiz

Enflasyon bir olgu olarak iki yönlü işler. Hem geçmişin enflasyonunu “Gerçekleşen enflasyon” olarak ölçümleriz ki bu objektif bir değerdir. Diğeri ise geleceğe dönük enflasyonun seyridir. Her ne kadar geleceğe ait enflasyon bir dizi işlemle objektif olarak ölçümlemeye çalışılsa da gerçekleşen doğruluğunda değildir. İşte burada “Beklenti teorisi” devreye girer. Yüksek gerçekleşen enflasyon oranı geleceğe dair “beklenen enflasyonu” da yükseltir. Bu durum da bir çeşit kısır döngüye yol açar. Bu nedenle merkez bankalarının beklentiyi yönetmesi önemli ve gereklidir.

Bilhassa kiraların, ücretlerin ve faizin geçmiş enflasyona göre geleceğe taşınması ekonomilerde kısır döngünün hararetlenmesini sağlar.

Faiz ise geleceğe dair bir hesaptır. Esasen geçmiş enflasyon her ne kadar yüksek olsa bile geleceğe bunun taşınması mutlak olmadığına göre faizin geçmiş yani gerçekleşen enflasyon baz alınarak geleceğe taşınması mantıklı değildir.

Faiz oranlarının gelecek enflasyon tahminlerine göre belirlenmesi, buna ek olarak da fiyat artışlarının parasal genişleme sebepli mi, arz mı yoksa talep yönlü mü gerçekleştiğine göre karar verilmesi gereklidir. Bir de hep bahsettiğimiz gibi Türkiye çift para sistemli bir ekonomidir. Bunlardan ilki Türk Lirası ise ikincisi de Amerikan Doları'dır. Bu tespit ile kurlardaki artışın beklentileri etkilediği de yadsınamaz bir gerçekliktir.

Çapa etkisi teorisine atıfla; aldığımız ilk değerle her şeyi tahminlemek sorunları geleceğe taşımaktan başka bir yol vermez.

Ancak hane halkının ve bu işin profesyonellerinin geçmişi çapa olarak almamalarını sağlamanın yegane yolu “şeffaflıktır”. Eğer yeterli bilgi varsa geçmiş bırakılır gelecek konuşulur…

Sn. Bakan Nebati ve Başkan Kavcıoğlu gibi karar vericilerin unutmaması gereken; şeffaflık ile açıklanmayan veri setleri ulusal ekonomi güvenliğini arttırmaz, sadece risk primimizi yükseltip borçlanma maliyetimizi arttırır…

 

Facebook yorumları

Yorum Yaz

Dikkat: Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan sadece yazan sorumludur. Sitemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.