1. Haberler
  2. Gündem
  3. Beykoz Genç Kalemler: Ecrin Çıra’dan Gümüş Düğmeler

Beykoz Genç Kalemler: Ecrin Çıra’dan Gümüş Düğmeler

Beykoz İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü ve Beykoz yerel basının iş birliğiyle hayata geçirilen “Beykoz Genç Kalemler Projesi” kapsamında Şehit Hasan Kaya Ortaokulu 6/D sınıfı öğrencisi Ecrin Çıra’nın, “Gümüş Düğmeler” adlı öyküsünü siz değerli okuyucularımıza sunuyoruz.

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Beykoz Kaymakamlığı, Beykoz İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü ve Beykoz yerel basının iş birliğiyle 2025–2026 eğitim ve öğretim döneminde hayata geçirilen “Beykoz Genç Kalemler Projesi” kapsamında, öğrencilerin kaleminden çıkan eserler okuyucularla buluşuyor.

Bu kapsamda Şehit Hasan Kaya Ortaokulu 6/D sınıfı öğrencisi Ecrin Çıra’nın, sevgi temasını işlediği “Gümüş Düğmeler” adlı öyküsünü siz değerli okuyucularımıza sunuyoruz.

GÜMÜŞ DÜĞMELER

1.BÖLÜM: Sökülen Hayatlar, Dikilen Umutlar

Kasabanın en sessiz sokağında, pencerelerinden her daim taze nane ve eski kumaş kokusu yayılan küçük bir ev vardı. Bu ev kasabanın en marifetli terzisi Melike Hanım’a aitti. Melike Hanım ‘ın dikiş makinesi, sadece kumaşları birleştirmez; sanki kasabanın tüm dertlerini de ritmik bir sesle teskin ederdi. Melike Hanım için hayat, tesadüfi bir kurgu değil büyük bir emek tablosuydu. Elinde tuttuğu gümüş düğmeler ise onun için sıradan birer aksesuar değil, kopan bağları birbirine bağlayan birer mühür gibiydi.

Bir sonbahar ikindisinde, sokağın yabancısı olan Cemre, Melike Hanım’ın kapısının önündeki basamaklara oturdu. Şehir hayatının karmaşasından kaçıp bu küçük kasabaya sığınmış olan Cemre, aslında en çok kendinden kaçıyordu. İçindeki boşluk hissi okadar büyüktü ki, neye dokunsa kırılacakmış gibi hissediyordu. Melike Hanım, elindeki kadife kumaşa son gümüş düğmeyi dikerken kafasını kaldırdı ve kapı eşiğindeki bu kederli silüeti gördü.

Melike Hanım, yerinden kalkıp sessizce yanına gitti. Hiçbir soru sormadan, sadece elindeki gümüş düğmelerden birini Cemrenin avucuna bıraktı. “Bazen”, dedi fısıltıyla, hayatın sökükleri o kadar büyür ki, onlar dikecek ipi bulamazsın. İşte o zaman sadece durup birinin yanına oturmasını beklersin. “Bu, en saf haliyle empatiydi. Cemre, avucundaki metalin serinliğinde, ilk kez biri tarafından kelimelere dökülmeden anlaşıldığını hissetti.

 2.BÖLÜM: İlmik ilmik örülen bağ

Takip eden günlerde Cemre, her sabah Melike Hanım ‘ın atölyesine gelir oldu. Melike Hanım ona kumaşların dilini, iğnenin sabrını ve gümüş düğmelerin zarafetini öğretmeye başladı. Cemre, parmaklarını kumaşın üstünde gezdirdikçe, içindeki o dağındık hislerin de düzene girdiğini fark ediyordu. Birlikte saatlerce dikiş dikiyor, bazen sadece dikiş makinesinin tıkırtısını dinliyorlardı. Bu süreçte kurdukları o sesiz ama sarsılmaz bağ kurumu, Cemre’nin ruhundaki Yaraları bir bir sarmaya başladı.

Melike Hanım bir gün, eski bir sandığı açarak içindeki gümüş düğme koleksiyonunu gösterdi. “Bak Cemre”, dedi. “Her bir düğmenin bir hikayesi vardır. Kimi bir gelinliğin yakasındaydı, kimi bir askerin paltosunda. Onları bir arada tutan şey sadece iplik değil, onlara yüklenen anlamdır. Sevgide böyledir; emek vermezsen düğme düşer, bağ kopar.”

Cemre, bir kumaşın söküğünü onarırken aslında kendi hayatını onardığını anladı. Melike Hanım’ın sabrı ve anlayışı sayesinde, insanlara güvenmeyi yeniden öğreniyordu. Artık sabahları uyandığında hissettiği o anlamsız boşluk, yerini üretmenin ve birine faydalı olmanın getirdiği huzur duygusunu bırakmıştı.

3.BÖLÜM: Gümüşün Parıltısındaki Mutluluk

Kış kapıya dayandığında, atölyenin içindeki soba çıtır çıtır yanarken, Melike Hanım ve Cemre bitirdikleri son paltoyu masanın üzerine serdiler. Paltonun üzerinde parlayan gümüş düğmeler, sanki bu iki kadını emeğinin birer nişanesiydi. Cemre, paltoya bakarken gözlerinin dolduğunu hissetti. Bu sadece bir kıyafet değildi; bu, bir hayata yeniden tutunmanın, bir başkasının acısına ortak olmanın ve birlikte bir şeyler inşa etmenin somut kanıtıydı.

Melike Hanım, Cemreye bakıp gülümsedi. “Görüyor musun? En başta sadece bir parça kumaş ve birkaç metal parçasıydı. Ama biz onlara ruhumuzu kattık.”

Cemre, o an gerçek mutluluk kavramının ne demek olduğunu kavradı. Mutluluk, büyük patlamalarla gelen coşkuyu değil; emekle örülmüş bir dostlukla, paylaşılan bir fincan çayda ve bir başkasının ruhuna bırakılan gümüş bir düğmeydi. O akşam, Melike Hanım ‘ın atölyesinden çıkan ışık karlı sokağı her zamankinden daha parlak aydınlatıyordu. Çünkü orada sadece kumaşlar değil, umutlar da birbirine sımsıkı dikilmişti.

 

Beykoz Genç Kalemler: Ecrin Çıra’dan Gümüş Düğmeler
Yorum Yap
Bizi Takip Edin