1. Haberler
  2. Eğitim
  3. Beykoz Genç Kalemler: Batuhan Erkan’dan Eğri Çizgiler

Beykoz Genç Kalemler: Batuhan Erkan’dan Eğri Çizgiler

Beykoz İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü ve Beykoz yerel basının iş birliğiyle hayata geçirilen “Beykoz Genç Kalemler Projesi” kapsamında Beykoz Fen Lisesi 10/B sınıfı öğrencisi Batuhan Erkan’ın, “Eğri Çizgiler” adlı öyküsünü siz değerli okuyucularımıza sunuyoruz.

Beykoz Genç Kalemler: Batuhan Erkan'dan Eğri Çizgiler
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Beykoz Kaymakamlığı, Beykoz İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü ve Beykoz yerel basının iş birliğiyle 2025–2026 eğitim ve öğretim döneminde hayata geçirilen “Beykoz Genç Kalemler Projesi” kapsamında, öğrencilerin kaleminden çıkan eserler okuyucularla buluşuyor.

Bu kapsamda Beykoz Fen Lisesi 10/B sınıfı öğrencisi Batuhan Erkan’ın, merhamet temasını işlediği “Eğri Çizgiler” adlı öyküsünü siz değerli okuyucularımıza sunuyoruz.

Eğri Çizgiler

Kerem için hayat, birbirini kusursuz bir açıyla kesen çizgilerden ve pürüzsüz yüzeylerden ibaretti. Masasındaki çelik cetveller, babasının iflasıyla dağılan o eski, “duygusal” ve plansız hayatlarına karşı ördüğü birer kalkandı. Babası bir hayalperestti; binaların ruhu olması gerektiğine inanır, maliyetleri ve statiği unutup estetiğe boğulurdu. Sonuç; icralar ve babasının omuzlarına çöken sessiz bir yenilgi olmuştu. Kerem o gün, çocuk yaşta kendine bir söz verdi: Hata payı sıfır olacaktı. Zihnini bir işlemci gibi eğitti; bencillik derecesinde bir odaklanmayla duyguların yarattığı kaosu, geometrinin disipliniyle dizginlemeye ant içti.

Ulusal “Geleceğin Şehri” yarışması için hazırladığı “Nexus-V” adlı projesi, bu katı disiplinin zirvesiydi. Ekranda parlayan cam kuleler ve milimetrik bir düzenle işleyen ulaşım ağları, onun devasa hırsının somut birer kanıtıydı. Ancak bu geometrik rüyanın tam kalbinde, verimlilik grafiğini bozan bir pürüz vardı: Çınaraltı Mahallesi. Kerem’e göre burası, kentsel dönüşümle bir an önce temizlenmesi gereken “işlevsiz bir kalıntı” idi.

Jürinin yerinde inceleme talebi üzerine mahalleye gittiğinde, elindeki ölçüm cihazıyla her köşeyi bir düşman mevzisi gibi tarıyordu. Sokaklar dardı, binaların sıvaları dökülüyordu. Mahallenin sonundaki o dükkâna, Emin Usta’nın yanına girdiğinde amacı sadece yıkım planını netleştirmekti. İçerisi eski metal ve toz kokuyordu. Emin Usta, tepesindeki cılız ışık altında, merceği gözüne takmış, titreyen elleriyle bir saatin minicik çarklarını birleştirmeye çalışıyordu. Emin Usta, Kerem’in hayal ettiği o bilge figürlerden değildi; beli bükülmüş, parmakları lekeli, sürekli hafifçe öksüren ve belli ki yoksullukla her gün pazarlık eden yorgun bir adamdı.

“Usta,” dedi Kerem, sesindeki sabırsızlığı gizlemeden. “Bu dükkânın ölçülerini almam gerek. Burası kentsel dönüşümle tamamen kalkacak, biliyorsun.”

Emin Usta başını kaldırmadı. Titreyen eliyle bir vidayı yerine oturtmaya çalışırken sesi boğuk çıktı: “Evlat, hafıza dediğin o makinelerin içinde mi saklanır sanıyorsun? Şu tezgâhın üzerindeki çiziklere bak. Her biri başka bir tamirin, başka bir hikâyenin izi. Sen burayı yıktığında, bu çizikleri hangi ekrana sığdıracaksın?”

Kerem içinden güldü. Duygusal bir nostalji, diye geçirdi. “Usta, bu bina depremde ayakta kalamaz. Statik olarak çöp bu,” dedi sertçe.

Emin Usta o an durdu. Merceğini masaya bıraktı. Gözleri yorgunluktan kanlanmıştı ve bakışlarında tarif edilemez bir kırılganlık vardı. “Belki haklısın,” dedi sesi kısalarak. “Bina yorgun, ben yorgunum. Ama şu saati görüyor musun? Sahibi öldü ama oğlu her yıl getirir, ‘Babamın zamanı burada atıyor usta’ der. Ben de ellerim titrese de o sesi yaşatırım. Senin o büyük merkezin, bir yetimin babasının sesini duymasını sağlayabilecek mi?”

Kerem cevap vermedi. Dükkândan çıkarken, kapının eşiğinde uyuyan o zayıf, tüyleri dökülmüş köpeğe çarpmamak için refleksle kenara çekildi. Emin Usta’nın o an köpeğe bakıp, “Yavaş ol evlat, o da yorgun,” deyişindeki o doğal duyarlılık, Kerem’in zihninde bir kıymık gibi kaldı.

O gece Kerem, projesinin başına oturduğunda tuhaf bir huzursuzluk hissetti. Önce projesini “kurtarmaya” çalıştı; mahalleyi yıktı ama yerine şık, cam fanuslarla çevrili küçük “bellek adaları” ekledi. Ekrana baktı; sonuç bir şehir değil, soğuk bir müze gibiydi. Emin Usta o camın arkasında nefes alamazdı. “Neden uğraşıyorum ki?” diye bağırdı kendine. “Bu sadece bir yarışma. Birinci olmalısın. Babam gibi kaybetmemelisin.”

Kısa, kesik düşünceler zihnini kurcalıyordu. Güç nedir? Yıkmak mı, yoksa ayakta tutmak mı? Ekranda mahallenin olduğu yeri tekrar sildi. Boşluk… O boşluk, sadece ekranda değil, kendi içinde de büyüdü. Sabaha kadar çizdi, sildi, tekrar çizdi. Tasarımı bir makine olmaktan çıkarıp insan ölçeğine indirmeye çalıştıkça binaların boyu kısalıyor, aralara “gereksiz” ama sıcak boşluklar sızıyordu. Birinci olma ihtimalini her hamlede çöpe attığını biliyordu ama içindeki vicdan fısıltısı, elindeki cetvelden daha ağır gelmeye başlamıştı.

Yarışma günü, jüri salonunun o steril havası Kerem’in gerginliğini artırdı. Sahneye çıktığında herkes ondan kusursuz bir gelecek sunumu bekliyordu. Ancak ekrana gelen görüntüler, bir mimari devrimden ziyade bir itiraf gibiydi.

“Sayın jüri,” dedi Kerem, sesi titreyerek. “Ben buraya en verimli şehri getirmeyi planlamıştım. Ama bir şeyi unuttuğumu fark ettim: Merhamet. Merhamet, sadece birine acımak değilmiş; birinin hatırasına, birinin yorgunluğuna yer açmakmış.”

Ekranda, eski mahalle dokusunun üzerine yeni teknolojilerin bir zırh gibi giydirildiği bir tasarım vardı. Kerem, binaları yıkmak yerine onları güçlendirmiş, aralarına o eski dükkânların nefes alabileceği koridorlar eklemişti. Bir kuşun yuvasını bozmamak için kavis alan bir ray hattı, yaşlıların hızına göre ayarlanan kaldırımlar… “Bu proje,” dedi Kerem, “size en yüksek kârı vaat etmiyor. Ama size bir ‘ev’ vaat ediyor.”

Sunumu bittiğinde salonda bir alkış tufanı kopmadı. Sonuçlar açıklandığında Kerem birinci de seçilmedi. Ödül, şehri tamamen kazıyıp yerine ruhsuz bir çelik yığını diken başka birine gitti. Kerem sadece bir mansiyon plaketiyle kürsüden indi. Ama o plaket, elinde dünyanın en hafif şeyiymiş gibi duruyordu. Artık kaybetmekten korkmuyordu.

Törenden sonra hava kararırken tekrar Çınaraltı’na gitti. Emin Usta dükkânın önünde oturuyordu. Kerem sessizce yanına oturdu.

“Kaybettin mi o büyük ödülü?” diye sordu Emin Usta, hafifçe gülümseyerek.

Kerem, dükkânın üstünde yuva yapan kırlangıçlara ve sokağın doğal düzensizliğine baktı. İçindeki o bencil hırs artık susmuştu. Sokak lambası cızırtıyla yandı, dükkânın önündeki kırık kaldırımın üzerine zayıf bir ışık düştü.

“Hayır usta,” dedi Kerem. “Kaybetmedim.”

Başını arkasındaki dökülmüş duvara yasladı. Duvardaki derin bir çatlağın arasından küçük, cılız ama inatçı bir yeşil otun filizlendiğini gördü. O an, dünyanın tüm gökdelenlerinden daha sağlam bir şeye dokunduğunu biliyordu. Gece rüzgarı saat tıkırtılarını mahalleye yayarken, Kerem ilk kez çizgilerin neden eğri olması gerektiğini anlamıştı.

Batuhan Erkan

Okul: Beykoz Fen Lisesi

Sınıf: 10/B Numara: 213

 

Beykoz Genç Kalemler: Batuhan Erkan’dan Eğri Çizgiler
Yorum Yap
Bizi Takip Edin